Benimle Söyle yarışmasında jüriyi büyüleyen Eftalya Fettahoğlu Emirmiran: Kendimi hiçbir müzik türüne ait hissetmiyorum

Sanat Haberleri

Türkiye'de kulaklar çok tiz seslere çok alışkın olmadığı için böyle sesler yadırganır. Ben de yadırganacağımı biliyorum. İnsanların çoğunluğu ruh yormayan, sakin, dingin müzikleri sever. Ben o yüzden benim gibi şiddetli hisler duyumsayan insanlara hitap etmek istiyorum. Okuyuşumda eleştirilen sertlik, bol titreşim (vibrasyon), tiz notalar, benim tam da yapmak istediğim ve bir dinleyici olarak ta kulağımın aradığı ve benim ruhumu anca kesen şeyler. Yani bu konular bir mizaç-beğeni-tercih konularıdır; teknik doğrular mesabesinde değildir.

Geçen hafta cumartesi Kanal D’de yayına başlayan ve her Cumartesi saat 20.00’de yayınlanacak olan Benimle Söyle adlı ses yarışmasında ekrana gelen Eftalya Fettahoğlu Emirmiran, seslendirdiği şarkıyla hem stüdyodaki jüriyi hem de ekran başındakileri kendine hayran bıraktı. Emirmiran'ın sesi ve okuyuşu kadar giyim tarzı da dikkat çekiciydi. Doğal olarak herkes kim olduğunu merak etmeye başladı. Bakırköy İmam Hatip Lisesi’nden 2012 yılında mezun olmuş Eftalya. Uludağ Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü 2017'de tamamlamış. Edebiyat Fakültesi mezunu, denemeler, makaleler yazan, yakın zamana kadar gazetecilik yapma niyeti olan ama dönüp dolaşıp müzik aşkının götürdüğü yere giden Eftalya Fettahoğlu Emirmiran ile müzik tutkusunu, onu bu noktaya getiren 'ses' merakını Star'dan Gülcan Tezcan'a anlattı.

Ne zamandır şarkı söylüyorsunuz?

Kendimi bildim bileli... Çok küçük yaşlardan itibaren sevdiğim bir şeydi bu. Çocukluğumda Minik Kalpler Korosu diye bir ilahi korosu vardı. Bir albüm yaptık. Hatta klibimizi tam burada (Zal Mahmut Paşa Külliyesi) çekmiştik. Bu gibi oluşumlarda deneyimlerim oldu. Uludağ Üniversitesi’nin Halk Müziği Korosu’ndaydım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Halk Müziği Korosu'nda bulundum. Derneklerin etkinliklerinde yer aldım. Ama bireysel olarak solistlik yapmadım. Benim eserlerim, şarkılarım olmadığı için ismime özel bir konser deneyimim olmadı. Zaten bu yarışmaya da profesyonel bir müzik hayatımın olmasını istediğim için katıldım. Türler arası müzik yapmak istiyorum. Belki karşıma bir fırsat çıkar ve burası bana bir köprü ve vesile olur.

Türler arası müzik yapmak istiyorum dediniz. Neden? 

Belli bir yaşa geldikten sonra kendimi hiçbir müzik türüne ait hissedemediğini fark ettim. Bana Türk halk müziğini yapıştırmak isteyenler oldu. Sanat müziğini daha iyi okuduğumu söyleyenler oldu. Ben her türe kendimi eşit uzaklıkta, eşit sevgi ve bağlılıkta görüyorum. Sanatın küçük bir dilimiyle yetinmek istemiyorum. Ne dinliyorsam da onu icra etmeye çalışıyorum. Dolayısıyla çok fazla türde ve dilde müzik dinlediğim için bu doğrudan yaptığım şeye de yansıyor. Herhangi bir türe daha yakın görünmek ve etiketlenmek hiç istemem. "Bir alanda uzman olmak" diktasını sorunlu ve parçacı buluyorum -ki akademisyenlerimizi tek kanatlı kuş haline getiren bence bu kompartımanlaşmadır. Bu, Batı'dan ithal ettiğimiz modern zamanlara özgü bir algı. 

Yarışmada kendinizi anlatırken "Sesin imkanlarını zorlamayı seviyorum" demiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz?

Bana insan sesi çok gizemli geliyor ve çok merak ettiğim bir konu bu. İnsan sesi ne kadar zorlanabilir, neler çıkartılabilir? Hangi renkler, hangi okuma stilleri ortaya konabilir bu bana çok haz veren özelde bir merak konusu. Bir dünya sesleri arşivim var uzun yıllardır üzerinde çalıştığım. Dünyadaki en iyi sesleri araştırıyorum birkaç senedir. Onları bulabilmek için de çok fazla ses dinliyorum. Dünyada şu an resmi kimliği, bayrağı olan 285 ülke var. Bu ülkelerin yarısı tamamlandı. Tabi çok fazla ses sanatçısı var. Günde 300-500 farklı ses dinlediğim oluyor. Gün içinde bir tek yemek, namaz molası vererek bütün günümü bu araştırmalara ayırıyorum bazen. Dinlediğim yüzlerce ses içinden ise en fazla 10 tanesi arşivime girebiliyor. Çünkü çok çok seçici davranıyorum. Zira bence ses sanatçısı olmak başka bir şey ses virtüözü olmak başka bir şey; ben virtüözlerin peşindeyim.

Tekniğiyle bu kadar ilgilisiniz. Peki müzik eğitiminiz var mı?

Başlarda müziğin benim için hep bir hobi olarak kalacağını sandığım için eğitimine eğilmedim. Tutkulusu olduğum için kendi kendime çok uğraştım sesimle. Fakat baktım bu beni kesmiyor artık, kendimi gerçekleştiremiyorum ve benim için müzik hayatımda hobiden çok çok daha büyük bir şey, acıkmak kadar temel... Son bir senedir meslek olarak müzik yapmaya karar verdim. Hemen şan dersine başladım. Yarışmadan çok önce bir konservatuarın bölüm başkanı ile de görüşmüştüm. Yaz sonu sınavlara katılacağım ve yarı zamanlı şan eğitimi almak istiyorum.

Türk müziğinde beğendiğiniz-örnek aldığınız icracılar kimler?

Türkiye'de, kendi yapmaya çalıştığım doğrultuda önümde bir örnek yok ama dünya üzerinde sesini örnek aldığım çok fazla sanatçı var. So Hyang, Tan Weiwei, Gong Linna, Patti Labelle, Rachel Ferrell, Jennifer Holliday, Nina Hagen, Diamanda Galas, Dimash Kudaibergenov, Mor Karbasi, Yasmin Levy, Cecilia Bartoli, Yıldız İbrahimova, Aziza Mustafazadeh... İdol aldığınız bir ses olmadan ilerlemeniz pek mümkün değil. Mesela ben şu an çok sayıda kişinin okuyuşunu kendi abartılı duyuşumla harmanlayarak kendimi var ediyorum. Türk sanat müziğinde ise yenilerden Yaprak Sayar ve Bekir Ünlüataer bence en iyileridir. Eskilerden zaten Münir Nurettin Selçuk, Kani Karaca, Hafız Burhan, Hamiyet Yüceses, Nesrin Sipahi. Halk müziğinde Belkıs Akkale, Aysun Gültekin ki ustadır o da. Devrim Kaya, Oğuz Aksaç. Eskilerden Mükerrem Kemertaş, okuyuş bakımından Neşet Ertaş'tan çok Muharrem Ertaş'ı severim.

Sizin şarkı söyleyiş tarzınız nasıl karşılanıyor?

Türkiye'de kulaklar çok tiz seslere çok alışkın olmadığı için böyle sesler yadırganır. Ben de yadırganacağımı biliyorum. İnsanların çoğunluğu ruh yormayan, sakin, dingin müzikleri sever. Ben o yüzden benim gibi şiddetli hisler duyumsayan insanlara hitap etmek istiyorum. Okuyuşumda eleştirilen sertlik, bol titreşim (vibrasyon), tiz notalar, benim tam da yapmak istediğim ve bir dinleyici olarak ta kulağımın aradığı ve benim ruhumu anca kesen şeyler. Yani bu konular bir mizaç-beğeni-tercih konularıdır; teknik doğrular mesabesinde değildir.

Yarışmaya dönersek... Burada çok daha farklı bir jüri sistemi var. Popüler şarkı yarışmalarından beklenti de bellidir. Beni yaptığım ve söylemeyi sevdiğim müzikten uzaklaştırır gibi endişeleriniz oldu mu?

Jüri sayısı çok olduğu için endişem olmadı. Burada her müzik tarzına yer var. Aksine az jüri olsaydı benim için daha endişe verici olurdu. Çünkü seçenekler azalıyor. Burada 100 kişilik jüri olmasını şu bakımdan önemsiyorum; çok kültürlü ve çoğulcu. Hem müzik branşı bakımından hem de yaşam biçimi ve ideolojik bakış anlamında çok heterojen bir ortam. Bu bence çok benzersiz bir şey. Bu fikri ilk duyduğum zaman bana çok orijinal geldi. Her örnekten insan olmasının, bölüne ayrışa kavgalar verdiğimiz ve birbirimizi kırdığımız şu dönemlerde topluma çok olumlu ve yapıcı bir mesaj verdiğini düşünüyorum. İnsanları bir araya getiren ve barıştıran en güçlü alan sanattır. Bunu bir tek sanat yapabiliyor.

Benimle Söyle’de okuduğunuz Judia isimli şarkı da çok etkileyiciydi...

Teşekkür ederim. Bu şarkıyı repertuarıma ilk kattığımda lisedeydim. Hangi dilde olursa olsun yabancı bir şarkıyı ezberlemeden önce sözlerine bir bakarım; yanlış bir mesaj var mı, bilmeden kötü bir şey söylemiş olmayayım, ne söylüyor bu insan diye. Çevirisinde Judia isimli bir kadından bahsediyor şarkı… Hüzünlü ve gayet şiirsel bir anlatı. Bir sıkıntı yok, yanlış bir içerik yok dedim ve öğrenmeye karar verdim. Çok çalıştım üzerinde. Benim için bu şarkıyı önemli kılan Mor Karbasi’nin pembe gül yaprağı gibi yumuşak ses rengi, bestenin çok tutkulu olması, şarkının zorluk derecesi  ve haykırmalı bölümlerinin bol olmasıydı. :)

Ne tür geri bildirimler aldınız yarışma sonrası?

Bu kadar olumlu dönüş beklemiyordum. Bir insanın dünyada duyabileceği en güzel, en onurlandırıcı cümleleri duydum. Çok mahcup oldum. Yüzlerce mesaj aldım. Olumsuz dönüşler de var ama oranlarsak yüzde on bile değil. Birilerinin bunu göze alması gerekiyor. Gelebilecek eleştirileri öngördüğüm için yarışmadan çok önce manifesto niteliğinde bir metin yazdım. Yarışmaya katılacağımı duyurduğum Facebook paylaşımımda, yarışma icramı kanalımda paylaştığım videonun yorumlar bölümü kısmının başında ve İnstagram’da hikayeler bölümümde "Manifestom =) " başlığıyla bu yazıyı sabitledim, ilan ettim. Konuya merağı olanlar buralardan bakabilirler. Bana bu konular illa her yerde açılmak isteneceği için yahut mesajlar atarak saldıracakları için, oluşacak tüm cevap haklarımı ben bu yazıyla önceden kullandım. Böylelikle bu konularda konuşup-tartışıp yahut kendimi ispatlamak ve açıklamak gibi bir hataya girişip ruhumu bu meselelerle yormayacağım. Ben sadece ses sanatımla haber konusu olmak isterim, bu konularla değil.. 

Benimle Söyle’de İngilizce şarkı söyleyip jüriyi ters köşe yapmanızı takdir edenler oldu..

Bana gelen mesajlarda da ve yazılan bazı yazılarda da vardı bu. İyi niyetlerinden ötürü teşekkür ederim herkese... Ben İngilizce bir eser okumuş olmakla takdir edilesi bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Yarışmada ikinci eser olarak ta kendi halk müziğimizden bir eser okumayı düşünüyorum mesela. Ben Korece de, Arapça da, Ladino İspanyolcası da, İtalyanca da ve Almanca da okuyorum ve hepsine eşit sanatsal uzaklıktayım; bir dilden bir dili okumak benim için bir övgü payesi değil. Konusu gelmişken bir de, yabancı dillerde şarkı okurken odağım tamamen ses ve müzik odaklı oluyor. Bir kelimeyi doğru söylüyorsam telaffuz açısından nasıl söylediğimin benim için çok bir önemi yok. (Yoksa bu kadar dilli bir okuyucu olmanız imkansız.) Çünkü ben şiir okumuyorum yahut spiker değilim. Müzikte bunlar hoş görülmelidir kanaatindeyim. Özetle telaffuzumun iyi olmadığını kabul ediyorum; ancak bu konuyu çok önemli bulmuyorum, az önemli buluyorum.

Kaynak: Star