Ömer Özkaya

Ömer Özkaya

[email protected]

Amerikan yardımları

2. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra, Türkiye'nin, Sovyet taarruzuna karşı mukavemet hisleri kuvvetliydi, fakat memleketin ekonomisi, Türkiye'nin ayakta durması için kendisine lazım olan askeri kuvvetleri beslemeye kafi değildi. 

Feodal sistemlerinin sanayileşmiş olan Batı ile başa çıkamayacağını anlayan Japonların takip ettikleri usül gibi, Türkler de; radikal bir Batılılaşma proğramına giriştiler. Zirai ekonomilerinin ve iptidai askeri mekanizmalarının, ne Batı'nın ve ne de Sovyetler Birliği'nin kuvvetine karşı koyamayacağını takdir ediyorlardı. 

Tesir tehdit demektir 

Türkiye'nin yeniden güçlenmesi, İngiltere ve Fransa için bir tehditti. Bu ülkeler bir zamanlar Orta Doğu'da hakim vaziyette idiler fakat şimdi zayıftılar. Buradaki mevkilerini de Amerika'ya dayanarak muhafaza ediyorlardı.  

İşte bu yıllarda (1947-55), Amerika'nın karşılaştığı en mühim diplomatik meselelerden birisi, bu bölgede askeri hakimiyet iddia eden İngiliz ve Fransızları mı, yoksa, Türkiye'yi mi desteklemesi lazım geldiği meselesiydi. 

ABD'nin korkusu 

İngiltere ve Fransa, yaptıkları hatalar ve müstemlekecilik siyasetleri yüzünden bütün bu bölgenin düşmanlığını kazanmışlardı. Amerika, İngiltere ve Fransa'yı desteklemekle, geçen asırda Avrupa sömürgecilik siyasetinin doğurduğu nefreti kendi üzerine çekmiş olacaktı. Sovyet aleyhtarı gelenekleri ile Batı'ya bağlı olan Türkiye, Doğu Akdeniz ile Orta Doğu'da, İngiltere ve Fransa'ya nazaran çok daha kıymetli bir müttefik olabilirdi. 

Türkiye, Orta Doğu'nun müdafaasında kilit bir noktaydı. Karadeniz ve Çanakkale Boğazları, Sovyetler'in Karadeniz filosunu tıkayan bir tapa mesabesindeydi. Türkiye nakil hatlarını kesebilecek bir vaziyette yan cenahta dururken, Ruslar, İran'ın güneyinden yürüyüşe geçme riskini üzerine alamazdı. 
Orta Doğu'da, Sovyetler'in girişecekleri herhangi bir harekat, mutlaka Türkiye'ye taarruzla başlamak mecburiyetindeydi. Bu sebeplerle, Amerika'nın Türkiye'ye yaptığı yardımlar aslında, İran petrolleri, Orta Doğu ve Süveyş Kanalı'nın müdafaa edilmesi içindi. 

Türkiye hayati önemde 

ABD ve Sovyetler Birliği, 1950-1965 yılları arasında, Avrupa’nın Afrika ve Asya’daki sömürgelerinin bağımsızlıklarını elde etmelerine destek verdiler. Sonra da kalkınma yardımlarıyla yeni devletleri kendilerine bağlamaya çalıştılar. 

Türkiye'nin NATO'da kalması Washington için her zaman hayati önemde oldu. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinden bir süre sonra Türkiye'ye Büyükelçi olarak tayin edilen Prof. Robert Strausz-Hupe'a, Başkan Reagan, yola çıkmadan önce şu direktifi verdi: "Türkiye'nin mutlaka NATO'da kalmasını sağlamaya çalış. İlişkilerimizin uzun vadede sürmesinin çok önemli olduğunu unutma."